25 Nisan 2012 Çarşamba

3-5 Nöbeti!

 (Askerde 20 nolu nöbet kulesindeyken sabah 4 civarları yazdığım bir deneme)

Sara hastalarının geçirdiği nöbetlerden farkı olmayan bu lanet olası nöbetler artık ciddi anlamda canımı sıkıyor... Bu gece 20 numaralı kuledeyim.Burası Tanrı’nın unuttuğu fakat görünüşe bakılırsa binbaşının unutmadığı, dağın yamacında, şehrin çöplüğünden gelen yanık çöp kokan, mide bulandırıcı bir dumanla kaplı, in cinin bile topunu kaybettiği bir yer…
Sinirliyim…
Açık konuşmak gerekirse tam olarak neye sinirli olduğumu kestiremiyorum. Uykusuz ve yorgun oluşuma mı, nöbet arkadaşımın insanüstü horuldamalarına mı, böyle bir yerde kule açan binbaşına mı yoksa askerlik denen bu dramatik tiyatro oyununa mı, inanın buna karar veremiyorum. Gerçi bu şartlar altında gergin olmak pek yadırganacak bir durum olmasa gerek…
Alışıyorum galiba…Önceden de hissizleşirdim dönem dönem fakat en azından tepki verirdim.Artık tepki de vermiyorum.Hissiz ve tepkisiz…İşte bunlar beni korkutuyor..Yine de bu satırları yazabiliyorum ki bu da az çok halen düşünebildiğimi gösteriyor.Umut verici sanki…Aslında burada düşünmek pek faydalı bir eylem değil.Sıcak bir havada soba yakmak gibi..Gereksiz…
Ne diyordum? Üç beş nöbeti…Biraz karıştırdım fakat bu şartlar altında idare edin…Sonuçta Tanrı’ya şükürler olsun ki halen yazabiliyorum…
Bir saat sonra yatağımda olmayı umuyorum.Hava buz gibi…Sıcak bir yatak inanın çok cazip geliyor şuan gözüme…Yarın mantıksız yeni bir güne uyanacağım.Ne diyebilirim ki…Seve seve(!)
M.B. (23.09.2011)

7 Şubat 2012 Salı

Hepsi benim

Kendi yaptıgım bir kafeste 
Kilitliyim, kendi yarattıgım polisler tarafınfan 
Yakalanmışım, içimde nezaret eden yargıçlar tarafından 
Mahkum edilmişim, kendi iki kolum tarafından hücreme 
Sürüklenmişim Zindan, gardiyan ve mahkum 
Hepsi bir, kendi içimde, yalnız benim tarafımdan 
Hapsedilmiş, kendi çemberimde kendime 
Sesleniyorum, dolaşmış çemberler 
Hepsi benim 
Yaratıcıyla karşılaştık ve O Biz'iz. 

 Luke Rhinehart'ın EST adlı kitabından alıntı.

30 Ocak 2012 Pazartesi

kondom yok

hikayeler dinliyorum.... gerçek yaşanmış hayat öyküleri, sözüm ona büyük aşklar, aldatılışlar , sersenizşer, mutluluklar, hayal kırıklıkları, yarım kalmışlıklar... şahit oluyorum sonra... birbirlerine çamur atanlar, neden beni sevemedin diyenler, neden aldattın diyenler, neden ilgisiz bıraktın diyenler, neden neden neden olamadı diyenler.... arada bir de hissediyorum... bir kadının çaresizliğini, bir erkeğin çırpınışlarını, uzaktaki yakına duyulan hasreti, mahsuscuktan aşkları... kadınlar görüyorum, erkeklerin aldattığı, erkekleri aldatan, kendilerini aldatan, ağlayan,sızlayan, gerçeği bir türlü kabullenemeyen.... erkekler görüyorum, gölge oyunları oynayan, tuzaklarla kadın avlayan, avlanırken avlanan, kendilerini avlayan, gerçek dışında başka şeye inanamayan... ve artık biliyorum... kimse kendinden emin değil... M.B.