Sara hastalarının geçirdiği nöbetlerden farkı olmayan bu lanet olası nöbetler artık ciddi anlamda canımı sıkıyor... Bu gece 20 numaralı kuledeyim.Burası Tanrı’nın unuttuğu fakat görünüşe bakılırsa binbaşının unutmadığı, dağın yamacında, şehrin çöplüğünden gelen yanık çöp kokan, mide bulandırıcı bir dumanla kaplı, in cinin bile topunu kaybettiği bir yer…
Sinirliyim…
Açık konuşmak gerekirse tam olarak neye sinirli olduğumu kestiremiyorum. Uykusuz ve yorgun oluşuma mı, nöbet arkadaşımın insanüstü horuldamalarına mı, böyle bir yerde kule açan binbaşına mı yoksa askerlik denen bu dramatik tiyatro oyununa mı, inanın buna karar veremiyorum. Gerçi bu şartlar altında gergin olmak pek yadırganacak bir durum olmasa gerek…
Alışıyorum galiba…Önceden de hissizleşirdim dönem dönem fakat en azından tepki verirdim.Artık tepki de vermiyorum.Hissiz ve tepkisiz…İşte bunlar beni korkutuyor..Yine de bu satırları yazabiliyorum ki bu da az çok halen düşünebildiğimi gösteriyor.Umut verici sanki…Aslında burada düşünmek pek faydalı bir eylem değil.Sıcak bir havada soba yakmak gibi..Gereksiz…
Ne diyordum? Üç beş nöbeti…Biraz karıştırdım fakat bu şartlar altında idare edin…Sonuçta Tanrı’ya şükürler olsun ki halen yazabiliyorum…
Bir saat sonra yatağımda olmayı umuyorum.Hava buz gibi…Sıcak bir yatak inanın çok cazip geliyor şuan gözüme…Yarın mantıksız yeni bir güne uyanacağım.Ne diyebilirim ki…Seve seve(!)
M.B. (23.09.2011)